Haset ve kıskançlık çoğu zaman kavram olarak karıştırılmaktadır. Haset kendinde olmayanı veya bir başkasında olanı elde etme arzusu iken kıskançlık elde edilmiş olanı kaybetmeme isteğidir. Kıskançlık insanların tamamında, aynı zamanda hayvanlarda da görülen bir tepkidir. Kıskançlık;
o Öfke,
o Değersizlik,
o Mutsuzluk,
o Acı,
o Güvensizlik,
o Kaygı
o Aşağılık duygusu,
o Kaybetme korkusu,
o Hüzün gibi duygular yaşatır.

Bu duygular kişiyi derinden etkilemekte sürekli olarak rahatsız etmektedir. Kıskançlık bir sevgi ilişkisinde tehdit oluşturur. Genellikle var olan ilişkide, karşı tarafı kaybetmemek, ilişkiyi sürdürebilmek adına verilen içsel ve dışsal savaşlar sonucu meydana gelir. Kişi yaşadığı bu olumsuz duyguları çevresine hissettirebileceği gibi bazen de hiç kimseye hissettirmeden, kendi içinde yaşar. Sürekli olarak kendini başkalarıyla kıyaslar, bir rekabet hissi içinde bulur. Fakat bu duygu ve düşünceler kişiyi fizyolojik olarak da etkiler. Bu fizyolojik etkiler:
o Titreme,
o Yorgunluk, halsizlik,
o Aşırı terleme,
o Baş ağrısı,
o Hızlı soluk alıp verme,
o Mide krampları,
o Kas tutulmaları,
o Hızlı nabız,
o Uyuma güçlüğü,
o Uyku bozuklukları olarak kendini gösterir.

Kıskançlık duygusu doğuştan gelmeyen, sonradan öğrenilen bir duygudur. Dozunda olduğu sürece kıskançlık bir hastalık olarak tanımlanmaz. Bazı durumlarda ilişkiye faydası bile olabilir. Fakat dozunda olmadığı zaman tedavi edilmesi gereken bir hastalık haline dönüşür. Genellikle üçlü ilişkiler arasında yaşanır. Var olan bir ilişkiye üçüncü kişi dahil olduğunda, kıskançlık ortaya çıkar. Kaybolan ‘biriciklik’ duygusu en mutlu ilişkilerin bile sonunu hazırlar. Kıskançlık yaşayan bir çok kişi, ilişkiyi korumak ve geliştirmek yerine ilişkiyi tehdit eder hale gelmektedir. Karşı tarafa yapılan tehditler, zor kullanma, hakaret ve baskılar ilişkiyi çıkmaza sokmaktadır.
Kıskançlık duyguları tamamen kıyas ortamında gelişir. Toplumumuzda sıkça görülen, başkalarının çocuklarıyla kendi çocuklarını kıyaslayan, “Benim oğlum hiç ders çalışmıyor, karşı komşunun oğluna kitaptan başını kaldırmıyor.” gibi ifadelerle bunu çocuklarının olduğu ortamlarda da dile getirmekten çekinmeyen ebeveynler çocuklarda kıskançlık duygularını pekiştirmektedir. Erken yaşta öğrenilen bu kıyaslanma duygusu, ilişki ortamında da kendini gösterir. Kişi kendini özendiği kişi ile karşılaştırır, çoğunlukla başkalarının kendinden daha iyi, daha başarılı, daha güzel olduğunu düşünür. Bu düşünceler kendisini daha eksik, küçük düşmüş, çaresiz, çirkin hissetmesine sebebiyet verir. İlişkisinde karşı tarafın çevresindeki bireylerle sürekli olarak kendini kıyaslama eğilimine girer.
Kıskançlık sadece romantik ilişkilerde yaşanmaz. Öğretmeni tarafından takdir edilmek isteyen öğrenci, iş hayatında statüsünü bir üst kademeye taşımak isteyen kişi, yeni doğan kardeşini kıskanan çocuk, arkadaş çevresi tarafından en sevilen olmayı isteyen bireyde de kıskançlık duyguları yine meydana çıkacaktır. Bu durumların ortak özelliği bir rekabet ortamının söz konusu olması, kişinin ‘biriciklik’ duygusunu elde etmeye çalışmasıdır. Kişinin çevresi tarafından hissettiği sevgi, ilgi ve dikkat gibi duyguların başkalarının tehdidi altında kalması, sahip olduklarını kaybetme korkusu kıskançlık duygusunu oluşturur. Kıskançlıkta “O benim.” duygusu vardır. Sahip olunan kaybedildiğinde ise, “Benim olanı geri istiyorum.” rekabeti yaşanır.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir