Yazılar

superman

Mükemmeliyetçilik gerçekçi olmayan, aşırı yüksek amaçlara ulaşmayı amaçlayan ve kişiye zarar veren bir düşünce ve duygular bütünüdür. Mükemmeliyetçilik toplumumuz tarafından ne yazık ki başarı için gerekli ve arzu edilen bir durum olarak algılanır. Oysaki mükemmel olma isteği hem kişisel tatmini zedeleyen hem de başarısızlığa sebep olan bir durumdur. Mükemmeliyetçiler ulaşılamaz amaçlar belirlerler. Mükemmele ulaşmak için yaratılan sürekli baskı, üretkenliği ve verimliliği azaltır. Bunun sonucunda;

-Aşırı yüksek hedefler ve baskı sonucunda başarısızlık kaçınılmazdır.

-Sürekli başarısızlık suçluluk duygusu yaratır.

-Kaygı problemleri depresyona yol açabilir.

-Hayattan tat alınamamaya başlanır.

Mükemmeliyetçi kişi kendisine ulaşamayacağı yükseklikte ve gerçek dışı standartlar koyar. Kendini insafsızca zorlayarak, bu ulaşılmaz hedeflere ulaşmaya çalışır. Mücadeleci biri kendine yüksek standartlar koyar ama çabaladığı şeye ulaşma olasılığı vardır. Mükemmeliyetçi kişinin çabaları, kendini yenilgiye uğratan türdendir: Hiçbir şey, hiçbir zaman “yeterince” iyi değildir ve bu yüzden de hiçbir zaman, başarıya bağlı bir doyum yaşaması mümkün değildir. Mücadeleci kişinin çabaları ise kendini geliştiren türdendir: Kendisine koyduğu o yüksek ve anlamlı hedefe ulaşamasa bile, sırf denediği için bir doyum sağlanabilir. Mükemmeliyetçi insanlar etraflarından onaylanmama ve reddedilme korkusu içindedirler.

Mükemmeliyetçilikle İlgili Bilinen Yanlış Düşünceler

-Eğer mükemmeliyetçi olmasaydım bugünkü başarımı yakalayamayacaktım.

-İşleri bitirenler mükemmeliyetçilerdir. Doğru bir biçimde yapanlar da onlardır.

-Mükemmeliyetçiler başarıya giden yolda önlerine çıkan tüm engelleri aşabilecek kararlıkta ve güçtedirler.

-Mükemmeliyetçiler başkalarını mutlu etmek için, olabileceklerinin en iyisini olmak için uğraşırlar.

Mükemmeliyetçiliğin Nedenleri

-Başarısızlık korkusu

-Hata yapma korkusu

-Onaylanmama korkusu

-Ya hep ya hiç

– “-meli/-malı”lara çok önem verme

– Diğerlerinin çok kolay başarıya ulaştıklarına inanma

Çocuklarda kaygı bozuklukları
Özellikle 0-2 yaş döneminde (Anne ve babadan günler.)
Hepimiz hayata bazı kaygı temelleriyle adım atarız. “Sağlıklı kaygı” denilen kaygı türü tehlikelerden korunmak adına bize sorun olmak yerine faydalı ve gerekli bir durumdur. Ancak özellikle çocukların kaygı eşikleri düşük olmakla beraber pek çok etmenden çok kolay kaygılanıp korkabilmektedirler.
Hayal gücünün ve dil gelişiminin oldukça hızlı ve yeterli olduğu dört yaş civarlarına minikler gölgelerden, seslerden, yabancılardan, hayali varlıklardan korkmaya başlarlar.
Kaygı düzeyini arttırabilecek ve çocuğun yaşamını zorlaştırabilecek bazı etmenler vardır.
Anne-babanın kaygı düzeyinin yüksek olması:
Eğer durmadan çocuğunuza bir zarar geleceğinden, mikrop kapacağından korkuyor, ona aşırı müdahale edip gereğinden fazla korumaya çalışıyorsanız çocuğunuz bu hayatta başının dertte olduğuna inanır ve siz olmadan hareket dahi edemeyen kaygılı bir çocuğa dönüşür. Bağımlılık, obsesiflik ve aşırı kaygılı olma durumu bulaşıcıdır ve sizden çocuğunuza geçer.
Ani ses yükselmesi:
Pek çok kekemelik, tırnak yeme, alt ıslata gibi kaygı bazlı sorunların başlangıcı ya da arttırıcı unsuru olarak ev içi sözel-fiziksel şiddet öne çıkmaktadır. Çocuğunuzu uyarmak için dahi aniden ses yükseltmemelisiniz. Tutarlı ve kararlı bir ses tonu bağırmaktan daha etkili ve zararsızdır.
Çocuğu korkutmak:
“Bak amca sana iğne yapacak, kızacak. Yemeğini bitirmezsen kediler yiyecek. Öcüler geliyor.” gibi kısa süreli işe yarayan cümleler uzun vadede çocukta hasar bırakır. Otorite korkusu, özgüven eksikliği, gece korkuları da bu tür ifadelerle artar.

Tehdit etmek:
“Bıktım, seni bırakırım, senin annen olmam, hasta olurum” gibi cümlelerle çocuğun davranışını ona göstermeye çalışmak hiçbir işe yaramaz. Aksine davranışı geri planda kalır çünkü o çoktan sizi kaybedeceğinden korkmaya başlamıştır bile… Ayrılık kaygısı, terk edilme korkusu da okula gitmeme, anneden bir adım bile ayrılmama gibi yoğun kaygıları doğurabilir.
Anne-babadan sık ve fazla ayrı kalma:
Özellikle 0-2 yaş döneminde anne ve babadan günlerce ayrı kalmak ve bunun sıkça tekrarlanması çocuğun, güven objesine ve genele yayarak hayata güven duymasını engeller. Sürekli olarak yalnız bırakıldığına ve bırakılacağına inanır.
Çocuklarımızın kaygı düzeyini arttırmamak adına onların bireyselleşmelerini desteklemeliyiz. Küçük yaşlardan itibaren sorumluluklar vererek, aşırı korumadan, farklı ortamlara sokarak, hayatı tanımasını sağlayarak, psikolojik olarak iyi bir temel oluşturmalıyız.
Mutlu günler diliyorum.

gyksu_telmay_1
Psiko Yorum
Göksu Telmac